Taksirle Öldürme Suçu (TCK m. 85)
Türk Ceza Kanunu Madde:85 Taksirle Öldürme Suçu Nedir? Taksirle Öldürme Suçunun Unsurları Nelerdir? Yargıtay Kararları Işığında Taksirle Öldürme Suçu
Av. Ahmet Sait Kendigelen
4/30/202617 min read
Taksirle Öldürme Suçu (TCK m. 85)Hukuki Analiz ve Yargıtay İçtihatları
Giriş: Taksir Kavramının Hukuki Çerçevesi
Ceza hukukunda sorumluluğun temelini "kusur" ilkesi oluşturur. Kusurun en yoğun şekli "kast" iken, daha hafif bir türü olan "taksir", failin öngörülebilir bir neticeyi öngörmeyerek dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırı davranması sonucu ortaya çıkar. Türk Ceza Kanunu (TCK), taksir kavramını 22. maddesinde detaylı bir şekilde tanımlamıştır.
Madde 22-
(1) Taksirle işlenen fiiller, kanunun açıkça belirttiği hallerde cezalandırılır.
(2) Taksir, dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırılık dolayısıyla, bir davranışın suçun kanuni tanımında belirtilen neticesi öngörülmeyerek gerçekleştirilmesidir.
(3) Kişinin öngördüğü neticeyi istememesine karşın, neticenin meydana gelmesi halinde bilinçli taksir vardır; bu halde taksirli suça ilişkin ceza üçte birden yarısına kadar artırılır.
Bu tanımdan hareketle taksirin unsurları şunlardır:
Fiilin Taksirle İşlenebilen Bir Suç Olması: Kanun koyucu, hangi suçların taksirle işlenebileceğini açıkça belirtir. Taksirle öldürme (TCK m. 85) bu suçlardan biridir.
Dikkat ve Özen Yükümlülüğüne Aykırılık: Failin, toplumun kendisinden beklediği, yazılı (kanun, yönetmelik vb.) veya yazılı olmayan (meslek kuralları, hayat tecrübeleri) kurallara aykırı hareket etmesidir.
Neticenin Öngörülebilir Olması: Objektif olarak, ortalama bir insanın, failin yerinde olması durumunda bu neticeyi öngörebilecek durumda olması gerekir. Eğer netice öngörülebilir değilse, "kaza" veya "tesadüf" söz konusu olur ve taksirden bahsedilemez.
Neticenin İstenmemesi: Fail, öngörülebilir olan bu neticenin gerçekleşmesini istememektedir. Eğer neticeyi isteseydi veya kabullenseydi, kast (doğrudan veya olası kast) gündeme gelirdi.
Suçun Maddi Unsurları
Fail: Herhangi bir kimse bu suçun faili olabilir. Kanunda özel bir faillik niteliği aranmamıştır.
Mağdur: Taksirle öldürme suçu ancak yaşayan bir insana karşı işlenebilir.
Fiil: Dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırı, neticeyi (ölümü) meydana getirmeye elverişli her türlü harekettir. Bu hareket, icrai (örn: trafik kurallarını ihlal ederek araç kullanmak) veya ihmali (örn: iş güvenliği önlemlerini almayan bir işveren) nitelikte olabilir. Yargıtay, ihmali davranışla işlenen suçlarda, failin belirli bir yükümlülüğü bilinçli olarak ihmal etmesi ancak ölüm neticesini istememesi halinde taksirle öldürme suçunun oluşacağını belirtmektedir. (Bkz: Yargıtay 1. Ceza Dairesi, 2012/5828 E., 2013/7092 K.).
Netice: Mağdurun ölmesidir.
İlliyet (Nedensellik) Bağı: Failin dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırı fiili ile ölüm neticesi arasında bir neden-sonuç ilişkisi bulunmalıdır. Eğer ölüm, failin fiilinden bağımsız başka bir nedenle (örn: hastanede yanlış tedavi) meydana gelmişse, illiyet bağı kesilebilir ve failin sorumluluğu ortadan kalkabilir veya azalabilir.
TCK Madde 85 Kapsamında Ceza Miktarları
Taksirle öldürme suçu, meydana gelen neticenin ağırlığına göre farklı yaptırımlara bağlanmıştır.
Madde 85-
(1) Taksirle bir insanın ölümüne neden olan kişi, iki yıldan altı yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
(2) Fiil, birden fazla insanın ölümüne ya da bir veya birden fazla kişinin ölümü ile birlikte bir veya birden fazla kişinin yaralanmasına neden olmuş ise, kişi iki yıldan onbeş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
TCK m. 85/1 (Temel Hal): Failin taksirli fiili sonucu bir kişinin ölmesi durumunda uygulanır. Cezası 2 yıldan 6 yıla kadar hapistir.
TCK m. 85/2 (Nitelikli Hal): Failin taksirli fiili sonucu;
Birden fazla insanın ölmesi veya
Bir veya birden fazla kişinin ölümü ile birlikte bir veya birden fazla kişinin yaralanması durumunda uygulanır. Bu durumda ceza 2 yıldan 15 yıla kadar hapistir. Bu fıkra, özellikle büyük trafik kazaları, iş kazaları veya toplu zehirlenmeler gibi olaylarda uygulama alanı bulur.
Bilinçli Taksir ve Basit Taksir Ayrımı
Taksir, kendi içinde "basit taksir" ve "bilinçli taksir" olarak ikiye ayrılır ve bu ayrım, verilecek ceza miktarını doğrudan etkiler.
Basit Taksir (TCK m. 22/2): Fail, dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırı davranır ve öngörülebilir olan neticeyi öngörmez.
Bilinçli Taksir (TCK m. 22/3): Fail, neticenin gerçekleşebileceğini öngörür, ancak bu neticenin meydana gelmesini istemez. Fail, genellikle şansına, kişisel becerisine veya tecrübesine güvenerek neticenin gerçekleşmeyeceği inancıyla hareket eder. Örneğin, kırmızı ışıkta "nasılsa araba gelmez" diyerek geçen ve bir yayanın ölümüne neden olan sürücünün durumu bilinçli taksir olarak değerlendirilebilir. (Durumun özelliklerine göre olası kast gündeme gelebilir.)
Bilinçli taksirin varlığı halinde, taksirli suça ilişkin temel ceza üçte birden yarısına kadar artırılır. Bilinçli taksir, "olursa olsun" şeklindeki kayıtsızlığı ifade eden olası kast ile karıştırılmamalıdır. Olası kastta fail neticeyi kabullenirken, bilinçli taksirde neticenin gerçekleşmemesini ummaktadır.
Şahsi Cezasızlık Sebebi veya Cezada İndirim (TCK m. 22/6)
Kanun koyucu, bazı durumlarda failin zaten yeterince mağdur olduğunu kabul ederek ceza verilmesini anlamsız bulmuştur.
Madde 22-
(6) Taksirli hareket sonucu neden olunan netice, münhasıran failin kişisel ve ailevi durumu bakımından, artık bir cezanın hükmedilmesini gereksiz kılacak derecede mağdur olmasına yol açmışsa ceza verilmez; bilinçli taksir halinde verilecek ceza yarıdan altıda bire kadar indirilebilir.
Bu hükmün uygulanabilmesi için neticenin münhasıran (sadece) failin kişisel ve ailevi durumu bakımından ağır bir mağduriyet yaratması gerekir. En tipik örneği, bir babanın geri manevra yaparken kendi çocuğunun ölümüne neden olmasıdır. Bu durumda;
Basit taksir varsa faile hiç ceza verilmez.
Bilinçli taksir varsa verilecek cezada yarıdan altıda bire kadar indirim yapılır.
Muhakeme Usulü
Görevli Mahkeme: Taksirle öldürme suçunda görevli mahkeme, kural olarak Asliye Ceza Mahkemesi'dir. Ancak, TCK m. 85/2'deki nitelikli halin (birden fazla ölüm veya ölümle birlikte yaralanma) işlenmesi ve cezanın üst sınırının 10 yılı aşması ihtimali nedeniyle, bu gibi durumlarda görevli mahkeme Ağır Ceza Mahkemesi olabilmektedir.
Şikayet: Taksirle öldürme suçu, şikayete tabi değildir. Kamu düzenini ilgilendirdiği kabul edildiğinden, savcılık suçu öğrendiği anda re'sen (kendiliğinden) soruşturma başlatır.
Zamanaşımı: Suçun temel hali (TCK m. 85/1) için dava zamanaşımı süresi 15 yıl, nitelikli hali (TCK m. 85/2) için ise yine 15 yıldır.
Taksirle Öldürme Suçuna İlişkin Yargıtay Kararları
Aşağıda, taksirle öldürme suçunun farklı görünümlerine (trafik kazası, iş kazası, tıbbi hata vb.) ilişkin Yargıtay kararlarından örnekler sunulmuştur.
"İhmali davranışla taksirle öldürmede, ölüm neticesi bakımından failin kasten mi, yoksa taksirle mi hareket ettiği belirlenmelidir."
1. Ceza Dairesi 2012/5828 E. , 2013/7092 K. "Buna karşılık, böyle bir yükümlülük altında bulunan kişi, yükümlülüğünü bilinçli bir şekilde ihmal etmekle birlikte, bu yükümlülük ihlalini korumakla yükümlü olduğu hayatın sona ereceği bilinciyle yapmamışsa ve fakat bu yükümlülük ihlaline bağlı olarak yine de ölüm neticesi meydana gelmişse taksirle ölüme sebebiyet verme suçu (TCK m. 85) söz konusu olur Ölüm neticesinin ihmali bir davranışa bağlı olarak meydana geldiği hallerde somut olayın koşulları dikkate alınarak, ölüm neticesi bakımından failin kasten mi, yoksa taksirle mi hareket ettiği dikkatlice belirlenmelidir."
"Trafik kazası sonucu taksirle öldürme suçunda, olayın meydana geliş şeklinin vahameti, temel cezanın alt sınırdan uzaklaşılarak belirlenmesi bakımından geçerli bir gerekçe teşkil eder. Buna karşılık, şikayetçinin şikayetinden vazgeçmiş olması, cezanın üst sınırdan uzaklaşılarak tayini için "tek başına" ve "tümüyle" yeterli bir neden olarak kabul edilemez."
Ceza Genel Kurulu 2015/805 E. , 2016/69 K. "Türk Ceza Kanununun 85/3. maddesi; 'taksirle bir insanın ölümüne neden olan kişi iki yıldan altı yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır' hükmünü amirdir. 85/3. maddesi ise 'fiil birden fazla insanın ölümüne ya da bir veya birden fazla kişinin ölümü ile birlikte bir veya birden fazla kişinin yaralanmasına neden olmuş ise, kişi iki yıldan onbeş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır' şeklinde düzenlenmiştir. 22/3. maddesinde bilinçli taksir tarif edilerek; 'kişinin öngördüğü neticeyi istememesine karşın neticenin meydana gelmesi halinde bilinçli taksir vardır; bu halde taksirli suça ilişkin ceza üçte birden yarısına kadar arttırılır' hükmü mevcuttur" Özel Daire ile yerel mahkeme arasında oluşan ve çözülmesi gereken uyuşmazlık; iki yıldan altı yıla kadar hapis cezasını gerektiren taksirle bir kişinin ölümüne sebebiyet vermek suçundan sanık hakkındaki temel cezanın beş yıl olarak tayin edilmesinin isabetli bulunup bulunmadığı noktasında toplanmakta ise de, direnme kararının yeni hüküm niteliğinde olup olmadığı hususunun öncelikle değerlendirilmesi gerekmektedir.
Ceza Genel Kurulunun süreklilik kazanmış uygulamalarına göre şeklen ısrar kararı verilmiş olsa dahi;
a) Bozma kararı doğrultusunda işlem yapmak,
b) Bozma kararında tartışılması gereken hususları tartışmak,
c) Bozma sonrası yapılan araştırma, inceleme veya toplanan yeni delillere dayanmak,
d) Önceki kararda yer almayan ve daire denetiminden geçmemiş olan yeni ve değişik gerekçe ile hüküm kurmak,
Suretiyle verilen hüküm, direnme kararı olmayıp, bozmaya eylemli uyma sonucunda verilen yeni hükümdür. Bu nitelikteki bir hükmün temyiz edilmesi halinde ise incelemenin Yargıtay'ın ilgili dairesi tarafından yapılması gerekmektedir.
İncelenen dosya kapsamından; Özel Dairece ilk hüküm; "alkollü olarak gece, yerleşim yeri içinde bulunan kavşak çıkışında aracı ile seyri sırasında direksiyon hâkimiyetini kaybedip, önce kaldırımın üzerinde bulunan direğe, daha sonra kaldırımda yürüyen yayalara çarparak, öleni otuzikibuçuk metre sürüklemesi, ardından park halindeki araca ve istinat duvarına çarpması şeklinde meydana gelen ve bir kişinin ölümü ile bir kişinin de basit tıbbi müdahale ile giderilebilecek biçimde yaralanmasıyla sonuçlanan olayda, suçun işleniş şekli sanığın aleyhine ise de; ölenin bütün mirasçıları ile mağdurun zararını karşıladığı ve hakkında şikâyet bulunmadığı anlaşılmakla, sanığın olay sonrasında gösterdiği kişilik özellikleri gözetildiğinde, iki sınır arasındaki ceza belirlenirken, teşdidin derecesinde yanılgıya düşülerek fazla ceza tayini" isabetsizliğinden bozulmuş, yerel mahkemece ise; "dosyadaki otopsi tutanağı, kazaya ilişkin kolluk tarafından düzenlenen trafik kazası tespit tutanağı, olay yeri krokisi, sanık savunmaları, sanığın kanında 224,1 promil alkol mevcut olduğuna ilişkin rapor ile yasaya uygun olarak toplanan diğer tüm belge ve bilgiler çerçevesinde mahkememizin ilk hükmünde sanığın eylemlerine uygun olarak teşdiden hükmolunan beş yıl hapis cezasının, dosya kapsamı ile sanığın kusur durumuna ve eylemine uygun olduğu değerlendirilmiştir.
Türk Ceza Kanununun 85/1. maddesi; 'taksirle bir insanın ölümüne neden olan kişi iki yıldan altı yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır' hükmünü amirdir. 85/2. maddesi ise 'fiil birden fazla insanın ölümüne ya da bir veya birden fazla kişinin ölümü ile birlikte bir veya birden fazla kişinin yaralanmasına neden olmuş ise, kişi iki yıldan onbeş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır' şeklinde düzenlenmiştir. 22/3. maddesinde bilinçli taksir tarif edilerek; 'kişinin öngördüğü neticeyi istememesine karşın neticenin meydana gelmesi halinde bilinçli taksir vardır; bu halde taksirli suça ilişkin ceza üçte birden yarısına kadar arttırılır' hükmü mevcuttur. Sanığın meydana getirdiği ölümlü ve yaralamalı trafik kazasında, gecenin ilerleyen saatinde yasaya göre normal kabul edilen elli promilin dörtbuçuk katı bir miktarda alkollü ve şehir içinde gece dahi sokakta vatandaşların yürüdüğü meskûn mahalde, şehir içi hız sınırının çok üzerinde hızla aracını kullanarak, sokak kavşağında direksiyon hâkimiyetini kaybedip kaldırıma çıkarak kaldırımda bulunan trafik ışık direğine çarpıp yerinden sökerek birkaç metre ileri fırlattıktan sonra dahi duramayıp üç dört metre ileride kaldırımda yürüyen iki kişiden birisi olan ve şikâyetinden vazgeçen mağdurun bacağını sıyırıp yaralanmasına sebebiyet verdikten sonra, bu şahsın solunda yürüyen öleni aracının altına alıp otuz metre sürükleyerek yolun kenarındaki park alanında bulunan aracın sağ ön tarafına çarpıp yönünü ters gelecek şekilde bu aracı da on metre ileriye fırlattıktan ve tekrar sağ taraftan kaldırıma çıkıp on metre gittikten sonra evlerin istinat duvarına çarparak durabildiği, oluşun ve aracın bu şekilde bir kaç sabit cisim ve noktaya çarparak uzunca bir süre sürüklenip en son duvara çarparak durabilmesinin sanığın olay öncesi aşırı hızına dair açık ve net fikir verdiği, hiçbir şeyden habersiz yolun kenarında kaldırımda sakince yürüyen iki şahıstan birini feci şekilde altına alarak metrelerce sürükleyip kötü bir şekilde ölümüne neden olduğu olayda, yoğun ve tam kusurlu bulunduğu anlaşılmaktadır. Bu oluş ve kabul karşısında ceza olarak hükmolunan beş yıl hapsin; eylemine, kusurunun yoğunluğuna, olayda en ufak kusurlu bir başka unsur bulunmamasına uygun olduğu değerlendirilmiştir. Türk Ceza Kanununun taksirle bir kişinin ölümüne neden olma suçuna ilişkin maddesi 'iki yıldan altı yıla kadar hapis' öngörmüştür. Mahkememizin ilk hükmünde sanığın, yukarıda belirtilen yoğun kusuru, fiilin gerçekleşme biçimi, müteveffanın ölüm şekli, aşırı sürati dolayısıyla kusur derecesi dikkate alınarak alt sınırdan uzaklaşılarak ceza tertip edilmiş, tam kusurlu bulunmasına rağmen üst hadden ceza belirlenmemiş, dosya kapsamına, ceza adaletine, kamusal vicdana uygun olarak eylemlerine uygun şekilde temel ceza beş yıl hapis olarak belirlenmiştir. Kaldı ki, bu kadar vahim bir ölümlü trafik kazasında, iki yıl ile altı yıl arasında hapis cezası öngörülen eylemde beş yıl hapis cezası verilmemesi durumunda, hangi daha vahim eylem ve hadisede bu miktar ceza verileceği de anlaşılamamıştır. Bu kabule rağmen yine de üst sınırdan ceza tertip edilmemiş, üst sınırın bir sene altında ceza belirlenmiştir. Ayrıca hafif yaralanan mağdur şikâyetinden vazgeçmemiş olsaydı yaptırımı iki yıldan onbeş yıla kadar hapis cezası olacaktır. Bir ölünün yanında şikâyetçi olan hafif yaralı bulunması durumunda dahi üst sınır makası olağanüstü şekilde açılmaktadır. Bu haliyle kanun koyucunun esasen bu suça müeyyide ön görürken esas aldığı kriterin sadece ölü veya yaralı sayısı değil, eylemin gerçekleşme biçimi, kusurluluk ve dolayısıyla da potansiyel tehlikelilik durumu olduğu anlaşılmaktadır. Esasen ceza yasaları kişilerin eylemi ile dış dünyaya tezahür eden ve ortaya çıkan kötülük duygularını, kasıt ya da taksirini, kusurun yoğunluğunu ve dolayısıyla kamusal ve toplumsal vicdana aykırılıklarını, potansiyel tehlikeliliklerini ıslah amacıyla cezalandırır. Bozma ilamı yukarıda açıklandığı gibi, olayın oluş biçimini belirterek, sanığın yoğun kusurunun ve olayın gerçekleşme şeklinin aleyhine bulunduğunu tespit etmiş, yargılama aşamasında mağdur ve ölenin mirasçılarının zararının karşılanmış olmasını, hakkında şikâyet bulunmamasını, olay sonrasında gösterdiği kişilik özelliklerini gözeterek, teşdidin derecesinde mahkememizin yanılgıya düşerek fazla ceza tayin ettiğinden bahisle kararın bozulmasına karar verilmiştir. Mahkememizce bozma gerekçesinin yasaya uygun olmadığı değerlendirilmiştir. Öncelikle yukarıda anlatıldığı üzere sanığın olayda tek başına ve yoğun kusurlu bulunduğu ve eylemin gerçekleşme biçiminin de son derece ağır ve vahim olduğunda bir kuşku yoktur.
TCK'nun 61. maddesi uyarınca; hâkim somut olayda; suçun işleniş biçimini, suçun işlenmesinde kullanılan araçları, suçun işlendiği zaman ve yeri, suçun konusunun önem ve değerini, meydana gelen zarar veya tehlikenin ağırlığını, failin kast veya taksire dayalı kusurunun ağırlığını, failin güttüğü amaç ve saiki göz önünde bulundurarak işlenen suçun kanuni tanımında ön görülen cezanın alt ve üst sınırı arasında temel cezayı belirler.
Buna göre, mahkememiz ilk hükmünde temel cezayı, maddenin öngördüğü ölçütlere göre belirlemiştir. Suçun işleniş biçimi, suçun işlendiği meskûn mahal, suç konusunun önem ve değeri, kırkaltı yaşındaki bir insanın hayatıyla birlikte, dışarıda yürüyen diğer insanların can ve mal güvenlikleri, meydana gelen zarar veya tehlikenin ağırlığı, bir insanın ölümüyle birlikte zarar gören araç ve kamu malları, diğer insanların yaşadığı tehlike ve failin taksire dayalı kusurunun ağırlığının tümünün sanığın aleyhine olduğu değerlendirilip buna göre beş yıl hapis cezası öngörülmüştür.
Dikkat edilecek olursa, kanun koyucu temel cezanın belirlenmesinde şikâyetçi olup olmamasını, zararın karşılanıp karşılanmamasını, ayrıca sanığın olay sonrasında gösterdiği kişilik özelliklerini ölçüt olarak saymamıştır. Ölçütler yukarıda belirtilmiştir. TCK'nun 62. maddesi bozma ilamında belirtilen hususları genel olarak takdiri indirim yapılması gereken haller arasında saymıştır. Kaldı ki takdiri indirim ölçütlerinin dahi denetlenebilir, yasaya ve vicdana uygun olması gerekir. TCK'nun 62. maddesinde takdiri indirim nedeni olarak 'failin geçmişi, sosyal ilişkileri, fiilden sonraki ve yargılama sürecindeki davranışları, cezanın failin geleceği üzerindeki olası etkileri' olarak gösterilmiştir. Dolayısıyla bozma ilamında belirtilen 'zararın giderilmesi, şikâyet bulunmaması, sanığın olay sonrası gösterdiği kişilik özellikleri' tam da maddenin konusunu oluşturacak takdiri indirim nedenleri arasında gösterilmiştir. Bu hususlar temel cezanın belirlenmesinde göz önünde bulundurulacak kriter değildir. Nitekim mahkememiz ilk hükmünde sanık hakkında takdiri indirim maddesini uygulamış, gerek zarar giderimi, gerekse şikâyetçi olunmaması hususları takdiri indirim içerisinde değerlendirilmiş ve buna göre indirim yapılmıştır. Aynı hususların mükerreren temel cezanın belirlenmesinde gözetilmesi yasaya uygun değildir. Tüm suçlar sadece ölen veya yaralanan veya zarar gören kişilere yönelik değil, aynı zamanda tüm topluma yönelik olarak işlenmektedir ki bunun da sebebi olarak ceza davalarında kamu haklarını iddia makamı temsil etmektedir. Dolayısıyla bu ve benzeri suçların sadece suçların mağdur ve yakınlarına karşı değil, topluma karşı da potansiyel tehlike arz etmeleri nedeniyle işlendiği kabul edilerek temel cezaların tayininde TCK'nun 61. maddesindeki ölçütler dikkate alınarak mahkememizce dosya kapsamına uygun düşecek şekilde mahkûmiyet hükmü kurulmuştur" biçiminde, önceki hükmünde yer almayan, Özel Daire denetiminden de geçmemiş olan yeni ve değişik gerekçeyle, sanığın ilk hükümde olduğu gibi cezalandırılmasına karar verilmiştir. Bu itibarla, yerel mahkemenin son kararı direnme niteliğinde olmayıp, yeni hüküm kabul edildiğinden, dosyanın temyiz incelemesi yapılmak üzere Yargıtay ... Ceza Dairesine gönderilmesine karar verilmelidir."
"Taksirle Öldürme Suçunda TCK 53/1. maddesinde belirtilen hak yoksunluğuna hükmedilemez."
12. Ceza Dairesi 2019/8967 E. , 2021/3761 K. "Dosya içeriğine göre, olay günü gündüz vakti, meskun mahal dışı, iki şeritli bölünmüş asfalt yolda sanığın sevk ve idaresindeki kamyonet ile seyri sırasında kamyonetin açık kasasında bağsız ve brandasız olarak bulunan tahta kalıplardan birinin fırlayarak sanığın arkasında seyreden otomobilin altına girmesi nedeniyle otomobilin kayarak şarampole yuvarlanması şeklinde meydana gelen ve bir kişinin ölmesi ile sonuçlanan olayda, taksirli suçlar açısından temel cezanın belirlenmesinde TCK'nın 61/1. ve 22/4. madde ve fıkralarında yer alan ölçütlerden olan failin kusuru, meydana gelen zararın ağırlığı, suçun işleniş biçimi ile suçun işlendiği yer ve zaman nazara alınmak suretiyle aynı Kanunun 3/1. maddesi uyarınca işlenen fiilin ağırlığıyla orantılı olacak şekilde maddede öngörülen alt ve üst sınırlar arasında hakkaniyete uygun bir cezaya hükmolunması gerekirken, asli kusurlu olarak meydana getirdiği kaza sonucu bir kişinin ölmesine neden olan sanık hakkında, ... ve hakkaniyet kuralları uyarınca cezada orantılılık ilkesi gözetilerek alt sınırdan uzaklaşmak suretiyle ceza tayini gerekirken, yazılı şekilde hüküm kurularak sanık hakkında eksik cezaya hükmolunması;
2-5237 sayılı TCK'nın 53/1. maddesindeki hak yoksunluklarının taksirli suçlarda uygulanma olanağı bulunmadığı gözetilmeden, taksirle öldürme suçundan hüküm kurulurken anılan madde ile sanık hakkında hak yoksunluğuna hükmedilmesi;
Kanuna aykırı olup, sanık müdafinin ve katılanlar vekilin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görüldüğünden, 5320 sayılı Kanunun 8. maddesi ve halen uygulanmakta olan 1412 sayılı CMUK'un 321. maddesi uyarınca hükmün isteme uygun olarak BOZULMASINA; 20/04/2021 tarihinde oybirliğiyle ile karar verildi."
"Gerçekleşen netice öngörülebilir ise de, fail tarafından öngörülmüş olduğuna ve buna rağmen failin şansına veya başka etkenlere güvenerek hareketini sürdürdüğüne ilişkin herhangi bir bilgi ve belirleme yapılmaksızın, bilinçli taksirden hüküm tesis edilmesi, hukuka aykırıdır."
12. Ceza Dairesi 2013/1153 E. , 2013/22308 K."Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 25.03.2008 tarih ve 43-62; 01.02.2005 tarih ve 213-3; 23.03.2004 tarih ve 12-68; 09.10.2001 tarih ve 181-204; 21.10.1997 tarih ve 99-202 sayılı kararları başta olmak üzere, birçok kararında da vurgulandığı üzere, öğretide ve uygulamada taksirin unsurları;
1- Fiilin taksirle işlenebilen bir suç olması,
2- Hareketin iradiliği,
3- Neticenin iradi olmaması,
4- Hareketle netice arasında nedensellik bağının bulunması,
5- Neticenin öngörülebilir olmasına rağmen öngörülmemiş olması, şeklinde kabul edilmektedir.
Bilinçli taksir ise 5237 sayılı TCK’nın 22/3. maddesinde, “kişinin öngördüğü neticeyi istememesine karşın, neticenin meydana gelmesi” olarak tanımlanmıştır. Taksir ile bilinçli taksir arasındaki ayırıcı ölçüt taksirde failin öngörülebilir nitelikteki neticeyi öngörmemesi, bilinçli taksir halinde ise bu neticeyi öngörmüş olmasıdır.
Bilinçli taksirde gerçekleşen sonuç, fail tarafından öngörüldüğü halde istenmemiştir. Gerçekten neticeyi öngördüğü halde, sırf şansına veya başka etkenlere, hatta kendi beceri veya bilgisine güvenerek hareket eden kimsenin tehlike hali, bunu öngörmemiş olan kimsenin tehlike hali ile bir tutulamaz; neticeyi öngören kimse, ne olursa olsun, bu neticeyi meydana getirecek harekette bulunmamakla yükümlüdür.
Tüm bu açıklamalar çerçevesinde;
Sanığın sevk ve idaresindeki kapalı kasa kamyonet ile gündüz vakti, şehir merkezinde bulunan sokakta geri manevra yaptığı esnada yolun ortasında bulunan 1949 doğumlu yaya ...’na çarpması sonucu ölümüne sebebiyet verdiği olayda, gerçekleşen netice öngörülebilir ise de, fail tarafından öngörülmüş olduğuna ve buna rağmen failin şansına veya başka etkenlere güvenerek hareketini sürdürdüğüne ilişkin herhangi bir bilgi ve belirleme bulunmadığı nazara alınmaksızın, sanığın eylemin bilinçli taksirle işlendiğinin kabulü ile, sanık hakkında TCK’nın 22/3. maddesi uygulanmak suretiyle fazla ceza tayini,
2-Meydana gelen olayda, sanığın asli kusurlu olduğunun tespit ve kabul edilmesine karşın, hakkında asgari hadden ceza tayini,
Kanuna aykırı olup, sanık müdafinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görüldüğünden, hükmün bu sebeplerden dolayı sonuç ceza miktarı bakımından sanığın kazanılmış hakları saklı kalmak kaydıyla 5320 sayılı Kanunun 8. maddesi uyarınca halen uygulanmakta olan 1412 sayılı CMUK’un 321. maddesi gereğince isteme aykırı olarak BOZULMASINA, 02/10/2013 tarihinde oybirliği ile karar verildi."
Birden fazla kişinin sorumlu olduğu bir iş kazasında, yerel mahkemenin kusur dağılımını dikkate almadan orantısız bir şekilde üst sınıra yakın ceza vermesi hukuka aykırıdır.
12. Ceza Dairesi 2023/5139 E. , 2023/2457 K. "Dosya kapsamındaki tüm deliller ve bilirkişi raporları birlikte değerlendirildiğinde, bir kişinin taksirle ölümüyle sonuçlanan somut olayda, sanıklar ... ve ...'in kusurlu olduğu anlaşılmakta ise de, kazanın, süreçte yer alan her bir sanığın kusurlu hareketlerinin oluşturduğu tedbirsizlikler zincirinin sonucu olarak ortaya çıktığı, dosya kapsamındaki bir kısım bilirkişi raporlarında kazada ölen ...'nun da kusurunun bulunduğu hususunda değerlendirmeler içerdikleri dikkate alınmadan, kusurun neredeyse tamamen işveren konumundaki ... ve şantiye şefi ...'e yüklenmesi, bu doğrultuda adı geçen sanıklar hakkında ceza hükmü tesis edilirken, Özel Dairenin bu tür davalardaki uygulamalarının aksine, TCK'nın 3/1, 22/4 ve 61/1. madde ve fıkralarındaki ilkelerle bağdaşmayacak şekilde, alt sınırdan makul olmayacak miktarda uzaklaşılarak, cezada orantılılık ilkesi bertaraf edilerek, adalet ve hakkaniyet kurallarına uygun olmayacak şekilde teşdidin derecesinde yanılgıya düşülmek suretiyle fazla ceza tayin edilmesi hukuka aykırı görülmüştür."
